FOTOĞRAFLARLA HASTALIKLAR

Konusu 'Hastalıklar, Salgınlar' forumundadır ve urfalıfatih tarafından 5 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. urfalıfatih

    urfalıfatih Active Member Üye

    PMV 1
    [​IMG]
    [​IMG]

    TRICHOMONAS
    [​IMG]
    [​IMG][hr]
    SALMONELLA
    [​IMG]
    [​IMG]

    CORYZA
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    POX
    [​IMG]
    [​IMG][hr]
    ORNİTHOSİS
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][hr]
    COCCİDİOSİS
    [​IMG]

    STREPTOCOCCOSIS
    [​IMG]

    HAİR WORMS (KIL KURDU)
    [​IMG]

    İÇ PARAZİTLER
    [​IMG]

    HAEMOPHILLUS
    [​IMG]

    ONE EYE COLD
    [​IMG]
     
  2. DoganBeq

    DoganBeq Active Member Üye

    bilgiler için tşkler eline emegine saglık
     
  3. guvercinurfa

    guvercinurfa Well-Known Member Yönetim Üyesi

    çok güzel bir paylaşım bilmeyenler için hastalıkları görmesi açısından çok iyi olmuş konuyu sabitliyorum.
     
  4. hacibes

    hacibes New Member Üye

    fehmicim bu hastaliklarin yan taraflarina kisa kisa veya altlarina tadavisilerini yazarsak süper olur bence
     
  5. mehmet boran

    mehmet boran Member

    bunlarda benden oldun[hr]
    PARAMYXOVIROSIS

    (Sallabaş)

    PMV-1 kısa ismiyle tanınan bu hastalık güvercin hastalıkları içinde en bulaşıcı ve ağır olanlarından birisidir ve Paratifo ile beraber en fazla güvercin ölümüne yol açan hastalıktır.. Ülkemizde genelde "sallabaş" adı ile bilinmesine rağmen, aslen sallabaş bir çok hastalıklardan dolayı güvercinlerimizde baş gösterebilen bir hastalık belirtisidir. Paratifo, zehirlenme, bakterisel enfeksiyonlar bu hastalıkların başında gelir ve hepsi kuşta sallabaş hareketinin görünmesine neden olur. Bu hastalıklardan bazıları ötekilerine göre daha kolay tedavi edilebilir ve bazılarının tedavisi yoktur. Fakat duymuş olabileceklerinizin aksine sahte sallabaş diye bir hastalık yoktur. Bu nedenle baş dönmesi dışında baska belirtilere bakılmadan her hangi bir tedavi yöntemine geçmek yanlış olabilir.

    PMV-1 kümes hayvanları hastalığı olan "Newcastle" hastalığı virüsünün yakın akrabasıdır. Fakat çeşitli kaynaklarda belirtildigi gibi "Newcastle" hastalığı değildir. PMV-1 tavuklara bulaşmıyacağı gibi "Newcastle" da güvercinlere bulaşmaz. Bu nedenle PMV işaretleri gösteren güvercinlere "Newcastle" hastalığı ilaçları kullanmak faydasızdır. (PMV 1 aşılarında Newcastle virüs kullanımı, bu virüsün paramyxovirosis ile yakın akrabalılığından istifade etmek amacıyla olup, tedavi amaçlı ilaçların bu ilişki kurularak kullanılmamasını belirtmek isterim. Not: Makaleye bu nokta veteriner arkadaşlardan gelen uyarılar sonucu eklemiştir)

    PMV-1'in bulaşma yolları doğrudan temas veya patojen taşıyan tozdur. Bu toz (salmalarımızda olan beyaz toz) hava yoluyla bulaşıma neden olabileceği gibi at sineği, sivri sinek, sinek, fare veya insanlar tarafındanda bir sonraki kuşa geşebilir. Bu nedenle salmaların havalandırma koşullarının ideal olması büyük derecede önemlidir. Salmalara sineklerin ve farelerin girmesini engelleyici önlemler alınması sadece bu hastalığa karşı değil bir çok hastalığa karşı etkin bir önlemdir. Bütün bu nedenlerin yanında bence en büyük tehlike insanlardan gelmektedir. Ziyaret ettiğimiz salmalarda dokunduğumuz kuşlardan veya elbiselerimize (özellikle ayakkabı tabanına) tutunan tozlardan en büyük zarar gelmektedir.

    Kuslarımızı görmeye gelen kuşçularda bu riske dahildir. Güvercin beslemenin sosyal bir hayat tarzı olduğunu düşünürsek bu riskleri ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını fakat önlemler alınabileceğini görürüz.

    Bu önlemleri düşünürken aklımızda bulundurmamız gereken bir gerçek sadece gözle görünür belirtileri taşıyan kuşların bu tür hastalıklara sahip olmadığıdır. Başı dönmüş bir kuşun bu hastalığın son aşamalarında olduğu ve büyük bir olasılıkla aynı salmada daha bir çok kuşun bu hastalığı taşıdığı (hasta veya taşıyıcı durumunda) başka bir gerçektir.

    Bu tür riskleri olabildiğince azaltmak için bence yapılabilecek şeyler şunlardır:
    * Ziyaret eden kişilerin kuşlarınıza dokunmalarına izin vermeyin. Eğer ziyaretciniz usta bir kuşçuysa nedenlerini anlıyacaktır.
    * Salmalarınıza yürüyerek girilebiliyorsa, ziyaretcilerinizi ya dışarıda tutun yada kullanmaları için bir iki çift terlik bulundurun.
    * Ziyaret ettiğiniz bir kuşçudan geri geldiğinizde salmanıza gitmeden ellerinizi dezenfekte edici bir sabunla yıkayıp elbiselerinizi ve ayakkabınızı değiştirin.
    * Satın aldığınız kuşları kendi kuşlarınızın yanına almadan en az 30 gün ayrı bir salmada tutup gözleme alın. Çoğu virüs ve bakterilerin yaşam devri 30 gün olduğu için kendisini göstermemiş hastalıkların kuşlarınızı etkilemeden ortaya çıkmalarını sağlamış olursunuz.
    * Salmanızın havalandırmasına büyük önem verin. Bu kuşların dışında sizin sağlığınız içinde önemli.
    * Yemlik, suluk ve banyoluklarınızı salmanın dışında tutmayın. Vahşi hayvanların bunları kullanmasını engelleyin.
    * Serçe, kumru gibi vahşi kuşların salmanıza girmesini engelleyin. Kuşlarımızı etkileyecek bakteri, virüs ve parazitlerin vahşi hayvanlarda doğal olarak olabileceğini ve bu hayvanları sizin gözlemliyebileceğiniz şekilde etkilemiyebileceğini unutmayın.
    * Kuşlarınızı taşıdıkları parazitlerden arındırın. Bunların kuşlarınızın zayıf düşüp hastalıklara kolay hedef olmasına yol açacağını bilin.
    * Kuşlarınızı yerde yemlemeyin. Yemlik kullanmak çoğu hastalık risklerini elemine edecektir.
    * Kuslarınıza her gün taze su verin.
    * Suluk ve yemliklerinizi temiz tutup içlerine dışkı ve toz girmesini engelleyin.
    * Salmalarınızı temiz tutun.
    * Salmaların zemininin her zaman kuru olmasına dikkat edin (bakteri ve virüsler bu ortamda yaşamlarını sürdüremez ve çoğalamazlar). Dışkıları devamlı temizleyin. Çoğu hastalıkların ve kurtların bu yolla bulaştığını unutmayın.
    * Hastalık belirtileri gösteren kuşlarınızı hemen ötekilerinden ayırın.

    Bunlar benim yapmaya çalıştığım ve tavsiye ettiğim şeyler. Bunlardan her yapılan kuşlarınızın hastalanma olasılığını biraz daha azaltır.

    Kuşlara dokunmanın bu hastalıkla ilgisini ben kötü bir anı ile biliyorum:
    Yıllar önce Atlanta'dan ziyaretime gelen arkadaşım Eran'la beraber Afganistanlı bir arkadaşın kuşlarını seyretmeye gittik. Güzel bir gün geçirdik. Beraber kuşlarını uçurduk, yeni çıkan yavrularına baktık. Akşam üzeri bizim eve geldik. Eran daha ilk defa benim kuşları görüyordu. Ona ilk gösterdiğim kuş benim dumanlıların yavrusuydu. Övüne övüne gösterdim ve yavruyu anlata anlata bitiremedim. Kuş Eran'ında bayağı hoşuna gitti. Ondan sonra ergen kuşları uçurup seyrettik. Onlarda inmeden benim dumanlı yavruyu havaya attım. Daha ikinci uçuşu olduğu halde beni mahcup etmedi. Bir iki kere kuyruğunun üstünde kaydı ve ilk taklasını attı. Nasıl ama dedim. Kuş böyle olur. Daha sarı sarı tüyleri var. İki tur daha atabilse oyuna girecek. Benim gurur kaynağım. Kuşları içeri soktuk. Aksam yemeğini yiyip Eran'ı hava alanına götürdüm ve yolcu ettim.
    Ertesi gün akşam üzeri yine kuşlara gittigimde her zamanki gibi gözlerimin ilk aradığı kuş dumanlı yavruydu. Fakat bu sefer hafif bir halsizliği vardı. Pek uçmakta istemedi. Bende zorlamadım. Bundan sonra her gün dahada kötüye gitti ve bir süre sonra kafasıda dönmeye başladı. Ne kadar uğrastıysam nafile. Ben bunları yaparken bir gün Afganistanlı arkadaştan e-mail geldi. Halim kötü diyordu. Kuşlarım teker teker dökülüyor. Her gün bir iki tanesi ölüyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Birden ziyaret ettiğimiz gün aklıma geldi. Söylediğine göre ilk ölen kuş biz gittiğimizde ilk gösterdiği kuştu ve bende elime alıp incelemiştim. Eve geri geldigimde arkadaşıma kusları göstereceğim diye heyecanla ellerimi yıkamadığımıda hatırladım. İlk dokunduğum kuşumda gözüm gibi baktığım dumanlı yavrumdu. Bazen böyle hatalarımızla öğreniyoruz. Umarım benim öğrendiklerimde başkalarının hata yapmadan öğrenmesine katkıda bulunur.

    PMV-1'e geri dönelim:
    Bu hastalığın işaretleri ilk olarak kuşların fazla su içmeye başlaması ve sulu dışkularuyla başlar. Kısa zamanda kuşlarda sinir sistemi sorunları görülür. Felç, boyun titremesi, fazla ürkeklik ve klasik vücudun (özellikle boyun) dönmesi veya kıvrılması. Sinir sistemi bozukluklarının başlamasından önce bu hastalığı teşhis edebilmek için şüphelendiğiniz kuşu sırtının üzerinde yere bırakarak veya aniden yanında elinizi çırparak korkutup havalanmasını sağlıyabilirsiniz. Sinirsel bozukluk gözle görünmese dahi bu hastalığı taşıyan kuşda etkisi başlamışdır ve kuş sağlıklı olduğunda yapabileceği gibi korkutulduğunda normal bir kalkış yapamaz. Uçuşa kalkışında bir bozukluğa şahit olabilirsiniz. Sırt üstü pozisyondan ayağa kalkmasıda sorunlu olabilir. Şüphelendiğiniz kuşu gözlem altına aldığınızda yemini yerde verirseniz, yem yemekte güçlük çektiğini görebilirsiniz. Tam yeme gaga atarken başının kenara çekmeside klasik bir işaret. Hastalık ilerledikce bu hareket dahada ağırlaşacak ve kafasının tamamen dönmesine kadar gidecektir. Bu kuşları beslemek için kenarları alçak olan tabak şeklinde yemlikler ve suluklar kullanabilirsiniz. Fakat hastalık ilerledikce yem yemek ve su içmek kuş için imkansızlaşacaktır. Bu durumda elle beslemeye geçmeniz gerekebilir. Hastalıkları bu seviyeye gelen kuşların bazıları hemen ölürler ve bazılarıda yaşadıkları halde hayatlarının sonuna kadar hafif sinir sistemi bozuklukları gösterirler. Sonuçta bu hastalıktan kuşların kurtulması mümkün değildir. Yaşayanlarda taşıyıcı haline gelirler.

    Boyun dönmesinin ve öteki sinirsel bozuklukların bir çok hastalığa özellikle Paratifo'yada özgü olduğunu düşünürsek bu hastalığa kesin teşhis koymanın tek yolu alınacak kanın labaratuarda analize edilmesidir. PMV-1 taşıyan kuş iki üç hafta içinde antikor (kana dışarıdan giren maddelere karşı savunmaya geçen madde) üretmeye başlar ve bu antikorlar labaratuarda teşhis edilebilir. Çoğunlukla PMV-1'e yakalanan kuşlarda Paratifoda mevcuttur. Paratifo kendisini ilk iki üç gün içinde gösterdiği için test sırasında bu hastalığıda aramak yerindedir. İlk teşhisden sonra kuş paratifo için tedavi edilirse ve iyileşme gösterirse bu PMV-1 virüsüne karşı vücudun savunmasını kolaylaştırır. Dolayısıyla, anlıyacağınız gibi PMV-1'in antibiyotiklerle veya her hangi başka bir ilaçla tedavisi mümkün değildir. Yapılabilecek tek şey bu hastalığa karşı sağlıklı kuşları her yıl aşılamaktır. Konuıtuğum bazı kişiler bu aşının sadece 6 ay vücuda yararlı oldugunu ve 6 ay sonra tekrarlanması gerektiğini savunuyor.

    PMV-1 aslında tek başına kuşları öldürmez. Kuşların ölüm nedenlerinin başında yem ve su alamamaları gelir. Bunun yanında PMV-1 kuşun vücut savunma sistemini aşırı derecede yıprattığı için aynı zamanda kuşda baska hastalıklarda mevcuttur. Bunların başında daha önce dediğim gibi paratifo gelir. Pamuk ve Coccidiosis bunu takip eder.
    Hastalanan kuşlarınızın tedavi edilemiyeceği ve ölmiyenlerin bile taşıyıcı hale geleceği düşünülürse, istemesekde bir ilaç bulunana kadar tek çözüm bu kuşların imha edilmesidir.
    Ne olursa olsun, bu hastalığı taşıyan kusları satmak veya başkalarına vermek yapılmaması gereken bir şeydir. Bulaşıcılık özelliği çok fazla olduğu için PMV-1 salgınına yol açacak bir harekettir. Umarım kimse kendi kuşlarında yaşadığı duyguları başka bir kuşçunun veya kuşçuların yaşamasını istemez. Eğer hasta kuşlarınız sizin için çok değerliyse ve imha edemiyecekseniz, öteki kuşlarınızdan her zaman ayrı tutulmalı ve öteki kuşlarınızında devamlı aşılarının yapılması gerekmektedir. Bu hastalığı geçiren kuşların aşılanması mümkün değildir. Eğer kuşlarınız aşılanmamışsa ve bu hastalığın bir kuşunuzda mevcut olduğunu düşünüyorsanız, acil olarak geri kalan kuşlarınızı aşılıyabilirsiniz. Fakat aşıyı vurduktan sonra antikorun iki üç hafta içinde üretilmeye başlamasından dolayı bu süre içinde hastalığa yakalanan başka kuşlarınızda olabilir.

    Hasta kuşları imha ettikten veya salmadan çıkarttıktan sonra arta kalan yemlerin ve dışkıların her gün temizlenmesi ve salmanın bir ucundan öteki ucuna kadar dezenfekte edilmesi şarttır. Dezenfekte etmek için "SANICOOP" gibi hazır temizleyiciler kullanabileceğiniz gibi kloraklı çamaşır suyuda kullanabilirsiniz. Bundan bahsetmişken bu tür dezenfekte işlemlerini gelenek haline getirip en az haftada bir bütün yemlik ve sulukları dezenfekte etmenizi ve buna yapabildiğiniz kadar bütün salmayı eklemenizi tavsiye ederim.

    PMV-1 hastalığı süresince kuşlarınıza genel antibiyotik vererek yan hastalıklarla başa çıkmanız ve B vitamini takviyesiyle kuşunuza yardımcı olmanız, değerli kuşlarınızın kendilerini en kısa zamanda toparlamalarına yardımcı olur.
    ALINTIDIR[hr]
    PAMUK

    Pamuğun nedeni "Trichomonas Columbae" diye bir organizmadır. Bu organizma (protozon- mikrop diyelim) düşük güçlü bir mikroskobun altında bile görülebilecek büyüklüktedir ve bizim güvercinlerimizin dışında yabani güvercinlerde ve kumrularda 75% oranında bulunmaktadır.

    Pamuğun bulaşımı temas dolayısıyla olmaktadır. Kuşlar öpüşürken, çiftleşirken veya yavrularını beslerken bulaşır. Bunun dışında içme suyu dolayısıyla (Pamuğun suda uzun süre yaşıyabilmesi nedeniyle) salgın haline gelebilir.

    Ergen kuşlar pamuğa karşı yavrulara oranla daha dayanıklıdırlar. Ergen kuşlar hastalandıklarında dillerinde veya gaganın birleşim noktalarında uçuklar ve yaralar görülür. Damakta sarı peynirimsi bir madde ortaya çıkabilir. Bu madde büyüyerek kuşun yem yemesine ve su içmesine zorluk çıkartabileceği gibi nefes alma zorluklarıda yaratabilir. Bu akılda tutularak nezle gibi görülen kuşların boğazlarına bir göz atmakta fayda vardır. Göbek pamuğu ergen kuşlarda görülmez.

    Güvercinler hasta oldukları halde belirti göstermiyebilirler. Usta kuşçuların başkalarının çiftleşmiyor yavru alamıyorum diye elden çıkardıkları kuşları alıp pamuk için tedavi ettikten sonra hemen yavru almaya başladıkları olmuştur. Çoğu usta kuşçular kuşlarını üreme sezonunun başında ve sonunda olmak üzere iki kere pamuk için tedaviye sokarlar.
    Bunun gerekli olup olmadığına karşı benim düşüncelerim biraz karışık. Salmada pamuk olan yavru olduğunda bütün kuşların tedaviye girmesi konusunda hiç şüphem yok. Nede olsa yavru beslenirken ebeveynlerinden bu hastalığı kapmış ve ebeveynleride su içerken bu hastalığı bulaştırma olasılığı yaratmışlardır. Önlem olarak hastalık tedavisi yapmak benim aklıma yatmıyan bir şey olsada bunun pamuk için usta kuşçular tarafından yapıldığı bir gerçek.

    Ergen kuşlara pamuk çoğunlukla hasar vermesede aşırı sitres zamanlarında etkisi ciddi bir duruma gelebilir. Sitres paratifo gibi ağır hastalık geçiren kuşlarda olacağı gibi, iç parazitler tarafındanda ortaya çıkabilir. Fakat sitresin en genel nedenleri aşırı üretim ve tüy değişimidir. Bu nedenle yaz aylarının sonlarına doğru damızlık kuşlar aralıksız üç dört seri yavru vermiş durumdayken veya tüy değiştirme zamanında vücutları zayıf düştüğünde başta pamuk olmak üzere çeşitli hastalıklar salgın olarak ortaya çıkmaya başlar. Sonuç olarak kuşlarımız ne kadar zayıf olursa vücutlarının savunma sistemi ne kadar yorgun olursa daha az miktarda mikrop ve bakteriler tarafından hastalanabilirler. Bu nedenle aşılamak, kaliteli yem ve temiz su vermek dışında vitamin takviyesi ve her iki seri yavrudan sonra kuşları dinlendirmek sağlıkları için gerekli takviyelerdir.

    Bu durumlar yavrular için geçerli değildir. Yavrular yumurtadan çıktıklarında bu hastalığa karşı savunmasızdırlar. Ergen kuşlar pamuk taşıdıkları halde vücut savunma sistemlerinin bununla başa çıkabilmesi sonucunda hastalıktan kurtulmasalarda ufak tefek yaraları uzun süre rahatsız olmadan taşırlar. Bunun yarattığı sorun beslenme sırasında pamuğun kolayca yavruya bulaşmasıdır. Özellikle yavrular sütten kesilip tohumlarla beslenmeye başlandığında tohumların sivri kısımları kolayca yavruların dillerinde ve boğazlarında gözle görülmiyecek kadar bile olsa yaralar-çizikler açabilir. Bu yaralar pamuğun yavruya geçmesi için rahat bir ortam yaratır. Daha önce göbek pamuğundan bahsetmiştim; bu hastalıkda yavrular yumurtadan çıkar çıkmaz ortaya çıkmaya başlıyabilir. Yavruların göbekleri yumurtadan ayrılmadan sonra daha tamamen iyileşmeden yuvanın tabanından pamuk kapabilir. Pamuğun yuvanın tabanında olmasının nedeni ise beslenme sırasında dökülen sütlerdir.

    Ağır hasta kuşlar bir hafta içinde halsiz düşüp tüylerini kabartarak bir kenara çekilirler. Bu safhada ishal, kusma, aşırı su içme ve yeme karşı iştahsızlık gözlenebilir. Pamuğun böyle ileri safhalarında yavrularda ölüm kısa sürede olsada ergen kuşlarda iki üç hafta sürebilir. Ergen kuşlarin ölmesine neden olacak kadar ilerliyen pamuk bu safhada kuşun iç organlarına özelliklede karaciğerine yayılmıştır. Ölü kuşun karaciğerine bakıldığında içinde dışından bile görülebilecek sarı maddeler olur.

    Tedavi sırasında pamuk yaralarının frengi (çiçek) yaralarına benzerliği unutulmamalıdır. Ağızdaki sarı maddeler frenginin aksine zorda olsa koparılabilir fakat bu sorun yaratacak şekilde bir kanamaya neden olabilir. Tedavi için benim kullandığım ilaç "Fishzole" (haplar, 1 hap 1 litre suda eritilerek verileceği gibi kuşların durumuna bağlı olarak 1/4 veya 1/2 hap ağızdan 6 ile 10 gün arası verilebilir) olduğu gibi Avrupada "Gabbrocol" (poşet halinde gelmektedir ve 1 poşeti bir litre suya karıştırıp ortaya çıkan sıvıyı yumuşak bir fırça ile yaralara sürdükten sonra 3-5 mililitre sıvıda ağızdan bir şırıngayla verilir) yaygın olarak kullanılır. Kullandığınız ilaçta dikkat etmeniz gereken şey içindeki maddelerin hem pamuğa karşı (Dimetrizol gibi) hemde yan hastalıklara karşı (Aminosidine gibi) olması. Bu ilaçların dışında Trichovet (kuş basina 2.5 gr) diye hazır ilaçlı yemde kullanabileceğiniz gibi Cooci-Geelmix ve Dacoxsine de kullanılabilir.
    Not: Son yıllarda ortaya çıkan ve sadece güvercinler için hazırlanmış olan ilaçların eklemesi: Spartrix ve Trichocure (Şu an piyasada bulunan en kuvvetli pamuk ilaçlarından ikisi, hasta kuşa yutturulacak tek hap hastalığı ortadan kaldırıyor. Ağır hasta kuşlara bir gün sonra verilecek ikinci hap kalan hasarıda tedavi edebilecek güçte.)[hr]
    coli enfeksiyonunun nedeni Escherichia denilen bir bakteridir. Bu bakteri dünya çapında yaygın bir şekilde bulunup memeli hayvanların ve bazı kuşların bağırsak sisteminde büyük olasılıkla görülebilecek oranda doğal olarak ikamet eder. Güvercinlerde ikamet etmesinin normal bir durum olup olmadığı hakkında bir çok tartışmalar olmuştur. Ben, çoğunda bu organizmaya bağlı hastalığın belirtilerine rastlamadığım halde, bu bakteriye incelediğim salmaların çoğunda rastladım.

    E. coli (bakteri) bir çok hayvan türünde hastalığın (E. coli) nedeni olarak gösterilmiştir ve belirtileri türden türe değişir. Bu bakterinin bir çok değişik "cinsi" güvercinlerimize bulaşır ve her "cins" bir birinden çok farklı hastalıklara neden olur. Bu "cinslere" "serotype" denilir ve özel labaratuvarlarda yapılabilecek araştırmalarla ayırt edilebilirler. Bazı "cinsler" kolayca hastalık yaratabilecekken bazıları çok ender olarak hastalıklara neden olurlar. E. coli cinslerinin hastalığa neden olabilme özellikleri şunlara bağlıdır:

    1. Toksin yaratabilme kabiliyetleri. Bazı E. coli cinsleri ağır hastalık yaratabilecek "endotoksinler" üretirler. Bence bu endotoksinler, performans düşüklüğü görülen salmaların çoğunda büyük bir etkendir. Daha sonra bunun üzerinde biraz daha duracağım.

    2. Bağırsak duvarlarını işgal ederek geçebilme kabiliyeti ve başka organlarda enfeksiyonlara neden olabilmek. Bazı E.coli cinsleri kolayca böbrek, karaciğer ve diğer organlara girebilirler.

    3. Güvercinlerin fiziksel savunma sistemlerine üstünlük sağlıyabilme kabiliyeti. Bazı E. coli cinsleri güvercinlerin doğal savunma sistemlerinin bazılarından etkilenmeme kabiliyetleri vardır ve bu tür bakteriler ötekilerine nazaran daha kolayca hastalıklara neden olabilmektedir.

    E.coli enfeksiyonu birinci derece ve ikinci derece olarak ayırılabilir. Birinci derecedeki enfeksiyorlar kendi başlarına hastalık yaratabilirlerki bazı E. coli cinsleri bu türdendir. Fakat benim görüşüme göre E. coli enfeksiyonlarının 90%'ı ikinci derecedir. Başka bir deyimle her zaman enfeksiyona neden olan başka bir unsur mevcuttur. Bu unsur genellikle bir stres faktörüdür. Örnek olarak ağır tüy değişimi, cocci hastalığı, adenovirus, pamuk, bağırsak kurtları, kalabalık salmalar, ağır eğitim ve yetersiz besleme alışkanlıkları gösterilebilir. E. coli problemlerinin 90%'ı ikinci derece olduğu için, bu enfeksiyonun kuşlarınızda mevcut olduğu anlaşıldığında neden olan unsurları salmanızda aramak yapabileceğiniz en önemli harekettir.

    Biz E. coli teşhisi koyduğumuzda bunu çoğunlukla gözlemlenen bir çok işarete başlı olarak yaparız. Bunun nedenide hiç bir zaman aynı belirtileri göstermemesidir. Hatta E. coli'nin belirtileri Salmonella ile aynı olabilir. Birisinin salmasında belli işaretler görüldüğünde ben çoğunlukla E. coli'den süphelenirim.

    Bu belirtilerden bazıları şunlardır:
    1. Enteritis: Bu E. coli'ye bağlı olarak gözlenebilecek belirtilerin en başında gelir ve ishalden başka bir şey değildir. Hastalığı kapmış güverciler çoğunlukla yeşil ishal olduları gibi bazıları kusmada gösterebilir. Kursağın boşalmasının olağan üstü yavaşlaması E. coli'nin var olduğuna dair büyük bir işarettir. Hastalanan kuşun kursağında bir gün önceden hala yem tanleri bulunur (normalde boşalmış olması lazım). Bunların sonucu olarak kuşlar hızla zayıflar ve bazen aniden ölür.

    2. Eklem enfeksiyonları: Aynı Salmonella'da olduğu gibi E. coli eklemlerde enfeksiyonlara neden olabilir. Buda kuşlarda kanat felçine veya kanat düşmesine (kanadın kuyruk altında hatta yerde sürüyerek taşınması) neden olur. Enfeksiyonun olduğu eklemde şişme görülebilirde görülmiyebilirde. Eğer şişme görülürse, hastalığın en kısa süre içinde tedavi edilmesi felçin kalıcı olmaması için önemlidir.

    3. Ani ölüm: Yaş ayırımı olmaksızın ani ölüm. Çoğunlukla e. coli veya Salmonella'ya bağlı belirtiler görülmeden. Bunun nedeni ani ve çok güçlü bir enfeksiyonun ortaya çıkmasıdır (septicemia). Bu büyük enfeksiyon ve onun hızlı toksin üretimi her kuşu anında öldürebilir. Benim tecrübem süresi içinde E. coli ile ilgili en fazla gördüğüm şey iri, canlı yavruların bir iki haftalıkken aniden ölmesidir. Bu yavruların kursağına bakıldığında yemle dolu olduğunu ve gözle görülebilir hiç bir neden olmadığı halde öldüklerini görürsünüz. Eğer bu yavrunun her hangi bir organını teste tabi tutarsanız çok yüksek sayıda E. coli bakterisine rastlarsınız. Bu yaş aynı zamanda yavruların yumurtadan ve kursak sütünden aldıkları hastalıklara karşı korunmanın azalması zamanına denk gelir.

    4. Üretim sorunları: E. coli aslında iki sexdede üretim sorunlarına neden olsada, dişi çoğunlukla yumurtlamak için yatar fakat yumurtlıyamaz. Bazıları yumurtlamayı başarsada yumurtalar yumuşak kabuklu, kalın ve pürüzlü veya çok küçük olur. Döllenmiş yumurtalardaki yavrular kuluçka devrinin ilk günlerinde yumurtada ölürler. Bu yumurtaları labaratuarda işlemlere tabi tutarak E. coli bakterisini üretmek mümkündür. Bazen yumurtadaki yavrular tamamiyle gelişir fakat yumurtadan çıkamazlar. Benim tecrübemde E. coliyle sorunları olan dişilerin tedavisi aşırı zorlukta olmuştur. Bu kuşlar aynı sorunu her yıl yaşarlar. Eğer E. coli hastalığı olan değerli bir dişiniz varsa dışkısını labaratuvarda inceletmenizi tavsiye ederim. Böylece hangi cins E. coli bakterisi bulunduğunu öğrenip hangi antibiyotiği kullanmanız gerektiğine karar verebilirsiniz. Dişiye bu antibiyotiği eşleştirmeden beş altı gün önce vermeye başlayın (Baytril veya Cipro kullanmayın. Bu ilaçlarda üretim sorunları yaratır.) ve yumurtalar çıkana kadar devam edin. Bu yöntem çoğunlukla sağlıklı yumurtaların çıkmasını sağlar.

    5. Solunum yolu enfeksiyonlari: Bu bakteri solunum yollarını genelde görülen başka solunum yolu enfeksiyonlarıyla birlikte etkiliyebilir, herpes virüsü, microplasma ve chlamiydia gibi. E. coli solunum yollarında normalde bulunan bir bakteri değildir. Bu bölümde görülmesi bir enfeksiyonun işareti olup aynı zamanda tedaviye geçilmesi gerekir. Bu tür E. coli enfeksiyonunun işaretleri diğer ağır solunum yolu enfeksiyonlarının işaretleriyle aynıdır: uçuş isteksizliği, gaganın açık tutularak nefes alınımı, hırıldama vs.

    6. Felç: Bazen kuşlarınızdan birisini salmada yatmış ayaklarını kullanamaz halde bulursunuz. Sanki felç olmuştur. Bunun nedeni çok ağır bir enfeksiyonun (septimiya) başlamış olması veya enfeksiyonun sinir sisteminde yer almasıdır. Çok ciddi bir işaret olduğu gibi E. colinin yanında Salmonella'nında işaretidir ve en kısa zamanda tedaviye başlanması muhimdir. Bu durumdaki kuşun ölüme yakın olduğu akılda bulundurulmalıdır.

    7. Düşük performans: Bu işaretin bir çok salmada büyük bir sorun olduğunu düşünmeye başlamaktayım. Şimdi, burada unutmamanız gereken şey bunun benim kişisel bir görüşüm olduğudur ve kesinlikle hiç bir araştırmayla kanıtlanmamıştır. E. coli'nin toksin ürettiğini biliyoruz, bazı cinsleri ötekilerinden daha fazla olarak. Bu toksinler güvercinleri büyük bir çapta hastalandırabilirler, fakat bence bir çok kuşda daha hafif enfeksiyon olmakta ve hastalık ortaya çıkmamaktadır. Ama performanslarında büyük bir düşüş olmaktadır. Performans düşüklüğünden şikayet eden bir çok salmayı incelemiş fakat dışkılarda bulunan yüksek sayıda E. coli dışında hiç bir E. coli işaretine veya hastalığa rastlamamışımdır. Bu salmalardaki kuşlar doğru antibiyotiklerle tedavi altına alındığında performansda müthiş bir yükselme görülmüş ve tedavi durduktan bir iki hafta sonra yeniden aynı sorun baş göstermiştir. Yeniden incelendiğinde E. coli sayısının yeniden arttığı gözlenmiştir. Benim teorim, günümüzde kuşlarımızı uçuruş usulümüz E. coli'nin aşırı üremesine neden olmaktadır. Bunun nedenide:
    8. Stres: Bunu özellikle genç kuşlarda görüyoruz.

    9. Başka hastalıklar: Gördüğümüz bütün öteki mikroplar, pamuk, coccidia, kurtlar vs. E. colinin yolunu açmaktadır.

    10. Kullandığımız bütün ilaçlar (başka hastalıklara karşı) aslında kuşlarımızın bağırsaklarını zayıflatıp E. coli'nin aşırı üremesine neden olmaktadır.

    Antibiyotikle E. coli tedavisinin performansda gösterdiği gelişmeler doğru yolda olduğumuzu ifade ediyor diye düşünüyorum. Bu nedenle Belçikalı bilim adamları bir çok salmalarda kullanılmak üzere kendi kendine asıl olan (autogeneus) E. coli aşışı geliştirdiler (her salmaya ayrı, her birinde bulunan E. coli cinsine uygun olarak). Bu salmaların her birisinde performans aşırı derecede yükseldi. Hatta şampiyonluk seviyesine kadar ve eskiden kullandığımız kadar antibiyotikde kullanmalarına gerek kalmadı. Yine söyliyeyim, bunlardan hiç birisi kabul edilen bilimsel metodlarla yapılmadı, fakat benim görüşlerime göre bu bazı salmalar için bir anahtar olabilir.

    E. coli'yi teşhis ettiğimizde hatırlamamız gereken en önemli şey teşhisin sadece hastalığın işaretlerine bakarak yapılamıyacağıdır. Başka hastalıkların ve özellikle Salmonellanın aynı işaretleri taşıdığı unutulmamalıdır. Bu hastalıktan şüphelendiğimizde dışkıların ve enfeksiyona tabi olmuş organların incenmesi lazımdır. Teşhis konulduğunda bakteriye duyarlık testi yapılarak hangi antibiyotiğin kullanılacağı tesbit edilmelidir. Bu çok önemli, cünkü her E. coli cinsi hangi antibiyotiğin kendisini öldüreceğine çok büyük farklılıklar gösterir. Aynı zamanda bu bakteri kullanılan ilaçlara karşı çok kısa zamanda dayanıklılık kazanır ve bir kere işe yarıyan ilacın bir daha aynı sonucu vermesi garanti değildir.

    Tedavi üç bölgeye ayrılır:
    1. Antibiyotikler 7 ile 10 gün süresiyle kullanılır: Duyarlılık testinin yapılması kesinlikle kaçınılmazdır. Bu bakteri bir çok ilaca karşı dayanıklılık kazanmıştır. İşe yaradığını bildiğim bazı antibiyotikler şunlardır.

    Amoxcillin: 1500-3000 mg/galon.
    Baytril veya Cipro: 250 mg/galon. Baytril ve 750 mg/galon Cipro. Bu ilaçları üretim sezonu içerisinde kullanmayınız.
    Primor: 30mg/ kuş başına suyla verilir.
    Bactrim: 30-60mg/galon.
    Cephalexin: 2500-3000 mg/galon.

    2. Hastalığın alt nedenlerinin tedavi edilmesi: Eğer bunları ortadan kaldırmazsanız E. coli geri gelecektir. Daha önce bahsedilenlere dikkat edin.

    3. Aşılama: Bu bir çok salmaya yardımcı oldu ve performansda büyük gelişmeler ortaya çıkardı. Geleceğin tedavi yöntemi olabilir ama sonuçlanmış bir çalışma değildir.[hr]
    GÜVERCİN ÇİÇEK HASTALIĞI

    (PİGEON POX)

    TANITIMI, ETKEN, BULAŞMA VE TAŞINMA:
    Poxviridae familyasında bulunan avipoxvirus genusundaki avianpox virüslerince oluşturulur. (Fowl pox –borreliota avium)
    Hastalık etkeni güvercin pox virüsüdür. Kanarya pox virüsleri de güvercinlerde hastalık oluşturabilir. Dış deri üzerindeki tipik yara gibi kabuk kabuk üremelerden dolayı frengi denilir. Halk dilinde çiçek yada frengi olarak bilinir.
    Hemen her mevsimde görülebilir. Yaygın şekilde yaz ve sıcak geçen mevsimlerde daha sık görülür.
    Deride siğil benzeri şiş nodüller, ağız boşluğu ve üst solunum yollarına yayılan difterik membranlar ile karakterizedir. Güvercinlerde hastalığın seyri yaşa, drence ve sekonder hastalıkların gelişimine bağlıdır. Yaşlılarda ölüm nadirdir. Yavrularda ve bağışıklığı tam gelişmemiş, sekonder hastalıklarla beraber seyreden vakalarda ölüm daha çok görülür.
    Atılma derideki yada mucozalardaki kabuklarla, salya, burun akıntılarıyla, bulaşık dışkıyla, bulaşık tüylerle ve kanla olur.
    Bulaşma tipik kan emici artropotlarla özelikle sivrisinekler aracılığıyla olur. Diğer parazitler; bitler, pireler, kenelerde hastalığı bulaştırabilir. Bu artropotlar hastalıklı güvercinden virüsleri alarak diğer sağlam güvercinlere bulaştırır. Bu artroptlara taşıyıcı (portör) denilir.
    Güvercinin hastalıklı bölgelerinden direk kontakla veya tozla, damlacıkla, çok ince tüylerle hava yoluyla da bulaşma olur. Bunlara ek olarak; virüslü salya ve burun akıntısının içme suyuna bulaşması yoluyla, virüsle bulaşık dışkıyla bulaşma olur. Çiftleşme döneminde eşler birbirlerine bulaştırır. Güvercinlerin yavrularını beslemesi sırasında yemek borusu, kursak ve yutaklarındaki çiçek lezyonlarındaki virüsü yemlerle yavrularına bulaştırabilirler. Güvercin kümeslerine getirilen hastalıklı (gizli, subklinik, kronik, portör vs.) güvercinler tehlikelidir.
    Virüs çevresel koşullara, kurumaya ve bazı dezenfektanlara karşı drenç gösterir. Yara kabuklarında, tüyler, tozlar üzerinde canlı kalabilirler ve infektivitesini (hastalık oluşturabilme yeteneği) uzun süre koruyabilirler. Aylarca bazen uygun ortamlarda yıllarca canlı kalabilirler.
    Güvercin virüslerinde hemaglutinasyon yeteneği bulunduğu açıklanmıştır.
    Virüs fenol’e (%1) ve formalin’e (%0.1) 9 gün kadar dayanabildiği, 50 C derecede 30 dk 60 C derecede 8 dk da inaktive olduğu bildirilmiştir.
    Yavru döneminde dışarıdan güvercin alınması çok tehlikelidir.. Muhtemel bulaşıcı hastalıkları taşıyabileceği düşünülmeli ve alınmamalıdır.
    HASTALIĞIN BELİRTİLERİ VE SEYRİ:
    Atılan hastalık etkenleri zeminde toza yapışır. Patojeni taşıyan tozun nüfus edebilmesi için güvercinlerde yara olması gerekir. Kan emen artrapotlarla bulaşmada kendileri yara açarak bulaştırırlar.

    Virüs vucuda girdikten 7-14 gün kuluçkaya yatar.

    Kümeste morbidite (yayılma) yüksek, mortalite (ölüm) ise hayvanların duyarlılığına, bağışıklıklarına, ikincil hastalık etkenlerine ve tedaviye bağlıdır.

    Vücuda giriş yapan virüsler kan dolaşımına girebilir. (Viremia) Tekrar kan yolu ile dış deri ve mukozaya döner ve yer yer sınırlı proliferasyon (üreme) a neden olurlar.

    Üremelerin olduğu yerler genellikle tüysüz kısımlardır. Gözçukurları, gaga ve ayak bölgelerinde bakteriyel etkenler için uydundur. İrin oluşumuna neden olurlar.

    Eğer patojenler burun çukuru mukozasında, yutakta, soluk borusu ve gırtlakta yerleşirse; ayrılması zor olan kötü kokulu proliferasyonlarla (doku üremeleri) solunum yolunu tıkarlar nefes alamazlar veya beslenemeyerek açlıktan ölür.

    KLİNİK BULGULAR - SEMPTOMLAR:
    İki form u vardır.

    - Deri formu (kutanöz, çiçek formu, kuru form): Ağız, göz etrafı, tüysüz deri kısımlarında küçük lezyonlar ve kabarcıklar şeklinde gelişen çiçek formudur. Bu dejenerasyon genişleyebilir Kızarıklıklar giderek gelişir kabarık ve kabuklu lezyonlar oluşur. (Papul vezikül püstül. Vezüküller zamanla açılır virüs saçılır, yerlerinde açılan yaralardan (kontamine) bulaşma olur. Kabuklarda virüs çoktur. Ağız ve göz kapaklarının açılmasına engel olur. Kuşların görme ve beslenmesine engel teşkil eder. Körlüğede neden olabilir. Hayvanlar zayıflar. Hastalığın hafif ve başka enfeksiyon etkenlerile bulaşmamışsa kolay iyileşir.

    - Difterik Form (Islak form): Mukoz mebranlarda görülür. Ağız, dil, yutak, yemek borusu, larinks, kursak, tracheada sarı nekrotik pseudomembranlar gelişir. Bunlar büyür ve birleşirler. Membranlar pensle tutulup kaldırıldığında yerlerinde kanayan yüzeyler meydana gelir. Bu lezyonlar soluk almaya ve beslenmeye mani olur. Hayvanlar zayıflar, hırıltılı ve zor soluk alıp verir, asfeksi ve ölümlere yol açarlar.

    Ayrıca burun ve sinuslerde lezyonlar,yüz ve göz kapaklarında şişmeler , burun ve gözden akıntılar gelmesi de gözlenir.

    Sağlıksız kümeslerde , yetersiz bakım ve beslenme şartlarında , her türlü olumsuz şartlarda , bilinçsiz yetiştiricilerin kümeslerinde %50-60 dolaylarında ölüm görülebilir.


    TANI - TEŞHİS:
    Klinik bulgular pox’un deri ve mukozal şekilleri kabuk kabuk proliferasyon (frengi) kolaylıkla tanınır.
    Ancak birçok hastalıkla karıştırılabileceği düşünülmelidir.

    Karıştırılan Hastalıklar:
    Sıklıkla karıştırılabilecek hastalıklar;
    - Trichonomiasis (pamukçuk, canker): Ağız içindeki oluşumlar peynirimsi ve koparıldığı zaman yerlerinde kanam olmaz. Çiçekte kanama olur.
    - Ornithosis-(Clamidea): Göz ve çevresindeki lezyon tek taraftadır. Çiçekte her iki gözdede görülebilir.
    - İnfectious Catarrh (Coryza): Burun ve ağız içinde sarımsı-kahverengi mucopurulent akıntı olur. Solunum sisteminin auskultasyonunda tipik solunum sesleri, hırıltılı solunum duyulur.
    Daha az karıştırılabilecek hastalıklar;
    Avitaminosis, mantarlar (aspergillosis, candida), viral (herpes virüs) ve mix enfeksiyonlar ..

    Nekropsi bulguları:
    Baş bölgesindeki lezyonlar kolayca görülebilir. Ağız, yutak dil, farinks, larinks, yemek borusu, soluk borusu ve bazende akciğerlerde lezyonlara rastlanır.
    Larinks ve trachheadaki oluşumlar (membranlar, mukoid salgı) asfeksi ve ölümlere yol açabilir.

    Ayırıcı Tanı:
    Etkilenen deri bölgelerinden alınan hücrelerin stoplasmalarında inklusiyon cisimcikleri (Bollinger cisimcikleri) ve bunlarında içinde bulunan virüs partikülleri (Borrel partikülleri) ışık mikroskopları ile görülebilir. (1500 x büyütmeli )

    Laboratuar tanı:
    Embriyolu tavuk yumurtasına ekim yapılır. Gelişmeler izlenir, özel belirtilere bakılır.
    a-Virüs izolasyonu
    b-Serolojik testler
    c-Hayvan deneyleri de yapılabilir.

    TEDAVİ:
    Direk virüse etkili ilaç yoktur. Güvercin kendi savunma mekanizmasıyla virüse karşı koyacaktır.
    Yapılan tedavi destekleyici ve sekonder (ikincil, diğer) hastalık etkenleri karşı yapılmalıdır.
    Vucudu desteklemek için iyi kaliteli, ağız, yutak, yemek borusunda hasarı artırmayacak yemler seçilir. Arpa gibi kılçıklı tahıllar verilmez. Vitamin, mineral, probiotik verilir. Özelikle A vitamini verilmesi yararlıdır. Probiyotikler (Livimun, Bird bene bac, vb.) antibiyotikten 2 gün önce verilmeli, antibiyotik verildiği zamanlarda verilmemeli, antibiyotik tedavisi bittikten sonra tekrar verilmelidir.
    Kabuklar pensle uygun şekilde kanatmadan yada az hasarla uzaklaştırılır ve lezyonlu bölgelere veteriner hekimlerin önereceği uygun iyotlu antiseptikler uygulanır. Bu ilaç virüslerden çok sekonder hastalık etkenlerine karşı uygulanır. Antibiyotikli pomat yada solusyonlarda kullanılabilir.
    Seconder enfeksiyona karşı veteriner hekiminizin önereceği kanatlılara özgü geniş spekturumlu antibiyotiklerden (?) bir tanesi verilir.

    KORUYUCU TEDAVİ - AŞI:
    Kümeste virüslere etkili dezenfekte etme işlemi yapılmalıdır.
    Bütün aşılamalarda olduğu gibi hasta, gizli hasta, portör, infekte, parazitli, aşırı zayıf güvercinler aşılanmamalıdır.
    Özel olarak güvercin için hazırlanan aşılar buttan birkaç tüy kopartıldıktan sonra aşı fırçası ile sürülür. Kümesteki bütün kuşlar aşılanır.
    Kıl keselerinin şişmesi aşının tuttuğuna ve bağışıklığın geliştiğine işarettir. Eğer but derisinde hiçbir reaksiyon oluşmamışsa aşı tutmamıştır. Tekrar aşılama yapılmalıdır. Bazı kuşlar ise bağışıklık kazanmış olduğu halde reaksiyon vermeyebilir.
    Bir kez hastalığı atlatan kuşlar ömür boyu bağışıklık kazanır.
    Hastalığın sık sık yaşandığı bölgelerde baharda aşılama yapılabilir.

    Halk sağlığı açısından önemi:
    Güvercin çiçek hastalığı direk insanlara bulaşmaz. Ancak güvercinlerde görülebilen diğer hastalık etkenlerinin vücuda girmesi ve gelişmesine zemin hazırladığı akılda bulundurulmalıdır. Uygun şekilde en kısa sürede destekleyici tedavi uygulanmalıdır.[hr]
    ORNİTHOSE

    Güvercin ırkının en önemli hastalıklarından olan Ornithose, Cyclamitlerin sebep olduğu bir enfeksiyon hastalığıdır. Virüsleri insanda görülen papağan hastalığının (Psittakose) virüsleri ile yakın akrabadır. ‘’Ornithose’’ terimi, papağan olmayan tüm kuşlarda görülen enfeksiyonlara Ornithose, papağan ve muhabbet kuşları ile bunlardan dolayı insanlarda ortaya çıkan enfeksiyonlara ise ‘’Psittakose’’ demeyi teklif eden K.F.Meyer tarafından 1942 yılında kullanılmaya başlanmıştır. ‘’Ornithose’’ terimi = Kuş hastalığı burada bir üst terim olarak görülmektedir. Bu nedenden dolayı başka bilim adamları tarafından teklif edilen Chlamydiose ve Chlamyd enfeksiyonu gibi terimler günümüze kadar pek tanınmamıştır.
    Ornithose önceleri bir virüs hastalığı olarak görülmesine rağmen, yeni bilimsel verilere göre, günümüzde bakteriyel bir hastalık olarak görülmektedir.

    Ortaya Çıkışı ve Önemi:
    Dünyanın bir çok ülkesinde yapılan araştırmalara göre Ornithose tetikleyicileri evcil güvercinlerin (süs, posta, vs.) yanı sıra, yabanileşmiş şehir güvercinlerinde oldukça sık görülmektedir. Muayene metodu ve bulgu malzemesinin cinsine göre, incelenen güvercinlerin %20-%40 arası enfekte olmuş yada bir enfeksiyon atlattığının işaretleri görülmüştür. Daha kapsamlı bir çalışma yapıldığı takdirde, Ornithose bulunmayan bir salmaya rastlamak neredeyse imkansız görünmektedir.

    Tarihçe:
    İlk Psittakose vakaları papağanlarla insanlar arasındaki enfeksiyonlarda bir bağlantı bulunduğuna dikkat çeken Ritter tarafından 1879 yılında İsviçre’de kayda alınmıştır. Akabinde sürekli olarak papağanlardan dolayı kitle olarak hastalanan insanlardan bahsedilmektedir. Ancak 1929/1930 yıllarında şüpheli kuşların kontrolsüz bir nakliyesinden dolayı Avrupa ve Amerika ülkelerinde 800 kadar insanın hastalandığı ve ölüm oranının % 40 larda olmasından sonra bu enfeksiyonun araştırılmasına önem verilmeye başlanmıştır. Böylece kısa sürede bir çok evcil ve yabani güvercin ile süs kuşlarında hastalığın tetikleyicilerine rastlanmıştır. Günümüzdeki bilgilere göre halen yaklaşık 140 kuş türü ile aralarında kabuksu hayvan (midye, istiridye), eklem bacaklı (kene) ve son olarak ta insanın bulunduğu 32 memeli türü Ornithose/Psittakose tetikleyicilerine doğal ev sahipliği yapmaktadır.
    1940 yılında Güney Afrika’lı bilim adamı Coles ile Amerika’lı bilim adamları Pinkerton ve Swank’ın birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları araştırmalarda güvercinlerde Ornithose tetikleyicileri bulunduğu kanıtlanmıştır. Böylece Ornithose’nin güvercinlerin en önemli enfeksiyonlarından biri olduğu önem kazanmıştır.

    Hastalık Tetikleyicileri:
    Ornithose’ye isim babalarına göre LCL- Parçacıkları (Levinthal-Coles-Lillie) olan Cyclamitler’in sebep olmaktadır.
    Önceleri büyük virüsler olarak görülen Cyclamitlerler, günümüzde Rikettsien grubuna dahil edilirler. Her iki tetikleyici grubunun özelliklerini taşımalarına rağmen ne virüs, ne de bakteridirler. Tahminen, bu iki mikro organizma arasında bir bağlantı hücresidirler ve en doğru olarak ta ‘’ intrahücresel parazit bakteri’’olarak tarif edilmektedirler. Kuşlarda, memelilerde ve insanda birçok enfeksiyona neden olan Ornithose/Psittakose’yi Cyclamit sınıfının bir alt türü olan ‘’Cyclamit psittaci’’ tetikler.
    Hastalık her hayvan türünde farklı bir seyir göstermektedir. Bugüne kadar kullanılan laboratuar metotlarında farklı tipler arasında sistematik bir fark tespit edilememiştir.
    1200 kat büyütmede, tetikleyicilerin ‘’elementar parçacıkları’’ renklendirme yöntemiyle ışık mikroskobu altında görünmektedir. Cyclamitler kesinlikle hücre parazitleridir ve suni olarak sabit plakalar üzerinde çoğaltılamamaktadır. Üremeleri için bazı organların (dalak, Karaciğer, kemik iliği) hücrelerine girerler. Üreme sonunda işgal edilen organ ölür. Laboratuar’da çoğalmaları döllenmiş yumurtada yada hücre kültüründe gerçekleşir.
    Cyclamitler, virüslere nazaran, bazı antibiyotiklere karşı hassastırlar. Bu özelliklere bakterilerle birlikte sahiptirler.
    Cyclamitler uygun koşullarda, özellikle soğukta olmak üzere kuş pisliğinde ve yumurta beyazı (eiweiss) içeren maddelerde, günlerce ve hatta haftalarca yaşayabilir. Aşırı sıcağı pek dayanamazlar. Bu nedenle besi güvercinleri kesilip kaynatıldığında veya kızartıldığında kesin olarak ölürler. Ornithose/Psittakose tetikleyicisi piyasada satılan bazı dezenfektanlara karşı dirençlidir. Ancak Alman veterinerler birliğinin tavsiye ettiği ve yayınladığı bazı dezenfektanlar uygulamada başarı ve etkinlik göstermiştir. Hamburg’daki Schülke firmasının Orbivet ve Lysovet V dezenfektanı bunlardan bazılarıdır.

    Bulaşma ve Yayılma:
    Ornithose taşıyıcıları arasındaki tanınmış kuş türlerinden olan güvercinlerde oldukça geniş bir yayılma oranı görülür. Bunun nedeni, bu hayvanların sürü halinde yaşaması ve üremesidir. Bazı koşullarda, yıl boyunca genç güvercinler bulunması nedeniyle enfeksiyon zincirinin garantilendiği büyük üreme oranları görülür.
    Ornithose’nin yayılmasında posta ve süs güvercinlerinin yetiştirilme şekli de önemlidir.
    Posta güvercinleri yaz aylarında pazar günleri, farklı salmalardan belki binlerce güvercine ev sahipliği yapmış kafes ve kabinlerin içerisinde yarışmalara götürülür. Hayvanlar varış noktasında hep birlikte salınır ve böylece içerisine kurumuş dışkı ve tüy tozlarının karıştığı oldukça büyük bir hava akımı oluşur. Kalkış esnasındaki yoğun çabadan dolayı güvercin şiddetle nefes almakta ve bütün bu enfekte olmuş parçacıklar akciğerlerine yerleştirmektedir. Bu sebeple, ornithose’nin özellikle solunum yoluyla yayıldığına dair kanıtlar bulunur.
    Ornithose’den dolayı güçsüzleşmiş posta güvercini, genelde uzun mesafede, uçuşun getirdiği yorgunluklara dayanamaz ve yolda rastladığı yabancı salmalara iner ve burada bir ayrıca enfeksiyon kaynağı oluşturur. Buna nazaran cins güvercinler hemen hemen tüm yıl boyunca kapalı ortamlarda tutulur ve her zaman uçuş imkânı verilmez. Burada enfeksiyon genelde yabani kuş, yabani güvercin pisliği ile yeni enfekte olmuş bir hayvanın kontrol edilmeden salmaya alınması ile oluşur. Bu tip vakalarda ornithose genelde kuşlar arasında sık rastlanan karın organlarının enfeksiyonu şeklinde görülür. Sezona bağlı olarak sonbahar ve kış aylarında belli bir artış gözlemlenir.
    Serolojik testler yabani şehir güvercinlerinde de ornithose’nin oldukça yaygın olduğunu göstermektedir. Burada akut vakalara çevresel koşullar ve doğal seleksiyon oluşması nedeniyle rastlanmamıştır. Ancak burada kesinlikle yok edilemeyen bir taşıyıcı/tetikleyici deposu oluşmuştur.
    Cyclamitler hem hasta hem de yeni enfekte olmuş güvercinler tarafından bulaştırılır. Bulaşma genel olarak dışkı, gözyaşı, burun ve ağız sıvıları veya kursak sütü yoluyla gerçekleşir.
    Yayılma dışkı ile kirlenmiş yemin alınması ve yavruların anaç kuşların gagaları ile beslenmesi ile oluşur. Enfekte olan her şey tüylere yapışır, orada kurur ve sallanma ile veya uçma ile havaya karışıp salmadaki kuşlar ile sahiplerinin de solunum yoluyla almasına sebep olur.
    Endirekt yayılma canlı veya cansız ara taşıyıcılar ile mümkün olmaktadır. Ornithose tetikleyicisinin güvercinden yumurtaya ve dolayısıyla yavruya geçişi ise meydana gelmemektedir. Yavru güvercinler kısa süre sonra anaçlardan verilen kursak sütünden enfekte olmaktadırlar. Tüm yavrular hastalanıp ölmeyebilirler. Büyük bir bölümü anaçlarda bulunan bağışıklık sistemindeki antimaddelerin kursak sütüyle yavrulara geçer, onlarda bir direnç oluşturur ve böylece sadece başlangıç aşamasında enfekte olurlar.
    Bunlar ise normal bir gelişme gösterip, ara sıra (1-2 ay), daha uzun süre (belli koşullarda ömür boyu) yada düzenli olarak Cyclamit bırakırlar. Bazen direnç zayıflatıcı etkenler nedeniyle bu hayvanlar da hastalabilirler. Yeni enfekte olmuş güvercinler sebebiyle Ornithose tetikleyicileri nesilden nesile, yarışmalarla, gösteri ve fuarlarla ve ara taşıyıcılar vasıtasıyla, salmada salmaya yayılır. Cyclamitler her yaştan güvercine bulaşabilir ama çoğu zaman genç ve yavru güvercinlerde hasta edicidirler.
    Enfekte olmuş hayvanlar birkaç gün içinde kanda varlıkları serolojik yöntemlerle kanıtlanabilen antimadde üretirler. Bu hayvanlar ornithose taşıyıcısı ve bırakıcısı olmalarına rağmen antimadde seviyesi değişebilir ve antimadde seviyesi serolojik yöntemlerle kanıtlanabilecek seviyenin altına inebilir. Bunun yanı sıra serolojik olarak pozitif çıkan hayvanlarda cyclamide olmayabilir.Tetikleyiciye ile enfekte olmak uzun süreli bir bağışıklık olacağı anlamına gelmediği gibi, bazen enfeksiyon tekrar edebilir.

    Hastalığın Oluşumu:
    Ornithose’nin kuluçka süresi, yani tetikleyicinin alınması ile ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkması arasındaki süreç, güvercinin özellikle yaş ve doğal direnci ile tetikleyicinin hastalık yapıcı miktarına bağlıdır. Yaklaşık 8-15 gün sürer. Öncelikle yuvadaki yavrular olmak üzere genç güvercinler hastalanır. Ancak kötü salma koşulları, üremeden dolayı yıpranma, yetersiz beslenme ve bakım ile başka enfeksiyonlar olması durumunda yetişkin güvercinlerin de hastalanmasına yol açar. Kural olarak bunlar başlangıç aşamasında enfekte olurlar. Bu güvercinlerdeki gizli enfeksiyon sadece hep hastalanan ve çoğu zaman da ölen yavruları vasıtasıyla anlaşılır. Nadir vakalarda yetiştiricinin de ornithose enfeksiyonu nedeniyle rahatsızlanması bu hastalığın salmada olduğuna işarettir.

    Hastalığın Ortaya Çıkması:
    Cyclamitler her yaştan güvercine bulaşabileceği gibi, genelde yetişkin güvercinler daha az etkilenmekte, yavru ve genç güvercinler ise akut-kronik arası hastalanmaktadır. İştahsızlık, su tüketiminde artış, sindirim bozuklukları, aşırı yumuşak dışkı, uçuş performansında düşme ve üreme hızında azalma gibi genel belirtiler salmada ornithose olduğu hesaba katılmalı ve gerekli testler yapılmalıdır.
    Hastalığın akut hale gelmesi genel davranışlarda bozukluğa neden olur. Hayvanlar uyuşukluk gösterir, bir kenara çekilir ve alışkın olduğumuz canlılıklarından uzaklaşırlar. İştahsızlık artar, güvercin zayıflar ve bütün vücutları titremeye başlar. Tüylerini kabartırlar. Su tüketiminin fazlalaşması nedeniyle dışkı incelir ve yavrular yuvada neredeyse dışkıdan oluşan bir su birikintisinin içinde oturur. Bu yüzden tüyleri kirlenmiş ve birbirine yapışmış olur.
    Hassas olan genç güvercinlerde kayıplar o kadar büyük olur ki, çoğu zaman %10-20 arası ancak hayatta kalır. İshalin yanı sıra çoğu zaman göz iltihabı ve Burun-Bronşialkatar görülür ki, bu da karma bir enfeksiyon olduğunun işaretidir. Yetişkin hayvanlarda gözkapağı enfeksiyonları ve üst-alt solunum yolları katarı görülür. Nadir de olsa ishal görülebilir.
    Gözkapağı iltihapları genelde tek gözde belirir, ancak bazen her iki gözde de görülebilir. Burada doku oldukça kızarmış ve şişmiştir. Başlangıçta sıvı, sonra irinli bir sıvı bu iltihaptan boşalır. Bu nedenle göz etrafındaki tüyler birbirine yapışır. Gözdeki hastalık belirtileri kaybolsa bile bu hayvanlar sonradan göz etrafındaki tüyler ve kanat üstleri nedeniyle hemen dikkat çekerler. İkincil bakterilerin de devreye girmesiyle kapak kenarları iltihap sıvısı nedeniyle yapışır ve göz, müdahale edilmediği takdirde, deforme olur.
    Burun katarında burun içi sıvısı kırmızıdır ve aynı zamanda burun akmaya başlar. Önceleri sıvı, sonra ise sarımsı,balgamımsı bir şekle giren iltihap sıvısı burun kapağı üzerine küçük bir basınç ile dışarıya çıkar. Hayvanlar sık sık hapşırır ve burun akıntısından kurtulmak için kafalarını sallarlar. Bu da boyun tüylerinin kirlenmesine neden olur. Normalde üzerleri beyaz pudralı olan burun delikleri koyu gri hale gelir ve üzerinde küçük yarıklar oluşur. Eğer burun delikleri tıkalı ise güvercin gagasını açarak nefes almaktadır. Bronşial katarlı ve akciğer iltihaplı güvercinlerde ancak salmada geceleri tam sessizlikte duyulabilen hırıltılı nefes darlığı belirmektedir. Bu tarz güvercinler hastalığın son aşamasında uyuşuk, güçsüz, zayıf, iştahsızdırlar ve birkaç haftada ölürler. Hastalığı hafif yakalananlar Cyclamitleri dışkı ile atmaktadırlar. Hastalığa göze çarpmayacak şekilde yakalanan yetişkinlerin yavruları akut ornithose’ye bağlı olarak 2-4 haftalıkken ölürler. Direnci yüksek güvercinler de göze çarpmayacak şekilde hastalanmaktadırlar. Ornithose’nin tipik belirtilerinin direnci düşük, fiziki olarak zayıf genç güvercinlerde ortaya çıkması nedeniyle faktorel bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Yavrularda hastalık ölümcül olmasına rağmen yetişkin ve genç olanlar bu hastalığı atlatabilir ama dışkı yoluyla Cyclamitleri atmaya devam ederler. Bir ornithose enfeksiyonu sonrası kayıp oranı duruma göre yetişkinlerde % 5 iken yavrularda bu oran % 80’ni bulmaktadır.

    Otopsi:
    Ornithose şüpheli güvercinler solunum yoluyla cyclamit içerikli toz ve tüy parçacıklarına maruz kalmamak için otopsiden önce bir dezenfeksiyon sıvısına daldırılmalıdır. Zayıflamış ölü güvercinlerin tüyleri parlaklığını kaybetmiştir. Göz kanat üstü bölgesinde tüyler birbirine yapışıktır. Burun delikleri koyu gri hale gelir ve üzerinde küçük yarıklar oluşmuştur. Üzerine basınca iltihap sıvısı çıkar. Yetişkinlerde kıç bölgesindeki tüyler ve yavrularda ise tüm bedendeki tüyler dışkılıdır.
    Otopside büyümüş dalak dikkat çeker. Ani ölümlerde dalak çoğu zaman yırtılmış ve iç kanamaya neden olmuştur. Ancak bazı ornithose vakalarında dalağın değişime uğramadığı gözlemlenmiştir.
    Karaciğer büyümüş, iltihaplanmış ve çoğu zaman bir fibrinöz madde ile kaplıdır. Kalp boşluğunda da laboratuarda renklendirme yöntemiyle tetikleyicilerin tespit edildiği fibrinöz madde ile kaplı dokular bulunmaktadır. Fibrinöz kaplamalar akciğerde de bulunur. Normalde bu çok ince zarlar güvercinin vücudunun açılmasıyla yırtılır ve böylece izlenebilir. Ornitnose’de ise kalınlaşır ve hemen dikkat çekerler.
    Soluk borusunda ve bronşlarda katarik bir iltihap görülür. Bağırsakta iltihaplanmıştır. Bağırsak içeriğinin yeşil renkte olması karaciğer fonksiyonunun bozulduğunun kanıtıdır.

    Hastalığın Teşhisi:
    Ornithose kesin olarak ne klinik ne de otopsi ile teşhis edilebilir. Teşhis için hastalanmış veya ölmüş güvercinlerin organları ile taze dışkı ve kan testleri laboratuar ortamında yapılmalıdır.
    Cyclamid enfeksiyonu ile ilgili kesin bir ifade ancak tetikleyicinin bulunması ile mümkündür.

    Tedavi:
    Ornithose’nin tedavisi için öncelikle tetracycline kullanılmalıdır. Burada öncelikle en çok bilgi birikiminin bulunduğu, ağız yoluyla alınan klortetracycline anlaşılmalıdır. Antibiyotik tetikleyicilerin üremesini durdurup onları tamamen öldürmediği için, ancak uzun süreli, dengeli bir dozaj ile tedavide başarı sağlanabilecektir. Antibiyotik nedeniyle zarar gören cyclamidler vücudun bağışıklık sistemiyle bertaraf edilir.
    Enfekte olmuş bir salmanın tedavisi pahalıdır. Eğer etkili olması isteniyorsa bir veteriner tarafından yapılmalı ve kontrol edilmelidir. Akut durumlarda hayvan yem yeme ve su içme gibi fonksiyonları artık yerine getirilemiyorsa enjeksiyon kaçınılmazdır.
    Tedavi daha sonra içme suyu ile devam eder. 100-110 mg etken madde/Vücut ağırlıklı ve suda eriyen klortetracycline içerikli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu, ortalama ağırlığı 500 gram olan bir güvercinin 50-55 mg klortetracycline alması demektir.
    En uygunu, ilave olarak vitamin içeren antibiyotiklerdir (Örn. Aureomycin konsantresi). Aksi takdirde içme suyu vasıtasıyla B-kompleksi vitaminler ile C ve K vitaminlerini tamamlamak gerekmektedir. Tedavi süresi 25 gündür. Bu süre zarfında, klortetracyclin’leri bağırsakta emerek vücuda yayılmalarını engelleyen güvercin taşı, grit vb. kalsiyum içerikli yemler verilmemelidir.
    Günlük olarak hazırlanıp taze olmak zorunda olan ilaçlı suyun sürekli içilmesi için, bu süre zarfında güvercinler açıkta bırakılmamalıdır. Ornithose’nin başka salmalara bulaşmaması açısından da güvercinlerin dışarıda bırakılmaması tavsiye edilmektedir. Enjeksiyon tedavisinde 5 günde bir (Örn. Doxycyclin) etkili dozaj 60-75 mg/ Vücut ağırlığıdır. Burada da en az 25 günün üzerinde etkili bir kan seviyesine ulaşılmalıdır. Ancak bu şekilde Cyclamide’ler vücuttan atılması mümkün olmaktadır.
    Son zamanlarda etken madde Enrofloxacin (Baytril)’in içme suyuna karıştırılması ve 14 gün süreyle etkili dozaj 10 mg/ Vücut ağırlığı ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Tedavi esnasında verilen mağnezyum ve aluminyum içerikli maddeler Enrofloxacin’in emilmesini azaltmaktadır. Bu nedenle aluminyum içme kapları kullanılmamalıdır.
    Bir çok yetiştirici tarafından uygulanan içme suyuna düşük dozajla katılan antibiyotik, hastalığın gidişatını iyileştirmekle beraber, çoğu zaman gizlenerek enfeksiyonun sürmesini sebep olmaktadır. Bu yöntemle Chlamid’lerin sistematik olarak öldürülmesi mümkün olmamaktadır. Hatta tetikleyicinin direnç kazanması ihtimali bile oluşur. Bu uygulama kesinlikle tavsiye edilmemektedir. Kesin bir tanı ancak dışkı örneklerinin alınıp laboratuar ortamında incelenmesiyle konulabilir. Tedavi sürecinin sonu ile dışkı örneklerinin incelenmesi arasındaki süre en az 5 gün, uzun vadeli tetracyclin’lerde ise 10 gün olmalıdır.
    Buna paralel olarak Chlamid’lere karşı etkili dezenfeksiyon maddeleri kullanılarak temizlik ve dezenfeksiyon önlemleri alınmalıdır.
    Başarılı bir ornithose tedavisi sonunda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, güvercinlerin yeni bir enfeksiyona karşı ancak kısa bir süre direnç gösterebilmelidir.

    Önleme:
    Genel hijyenik önlemlerin yanı sıra, bilinmeyen veya şüpheli belirtiler gösteren güvercinler hemen ayrılıp karantinaya alınmalı ve gözlem altında tutularak, gerektiğinde örnek alınarak incelettirilmelidir. Ornithose’nin tespit edilmesi halinde, zayıflamış ve tedavisi imkansız olanlar öldürülmeli ve üretim durdurulmalıdır. Sadece sağlıklı, dirençli güvercinler veteriner muayenesine tabi tutulmalıdır. Salmaların temizlenmeden önce hafifçe ıslatılarak toz kalkması önlenmelidir. Bunun yanı sıra, klasik dezenfeksiyon maddeleri kullanılarak düzenli dezenfeksiyon işlemi yapılmalıdır. Enfeksiyonun insana gezmemesi için güvercinlerle temas en aza indirgenmeli ve burun – ağız koruyucu maskeler kullanılmalıdır.
    Ornithose tespit edilmiş salmaların gösteri ve yarışmalara katılımı yasaktır. Yabani güvercinlerle ve diğer kuşlarla temas mümkünse engellenmelidir. Yakalanmış güvercinler salmadan izole edilmeli ve ayrı tutulmalıdır. Yeni satın alınan güvercinlere de aynı işlem uygulanmalıdır.
     
    Kaan46 bunu beğendi.
  6. DoganBeq

    DoganBeq Active Member Üye

    mehmet abi maşallahın var ha:D korkarım hepsinide okudun:D
     
  7. mehmet boran

    mehmet boran Member

    biraz başından biraz sonundan yerter:)
     
  8. kimiojan

    kimiojan New Member Üye

    kalin marti pisligine benzeyen diskilar oluyor folumda/ renkte bir farklilik yokta\ kati buyuk genis alani kapliyor/marti pisligi kadar/yeteri kadar anlattim heralde"" bi hastalik olabilirmi
     
  9. AHMET ESEN

    AHMET ESEN Active Member Üye

    ellerine sağlık teşekkürler.
     
  10. uluhanmert

    uluhanmert Active Member Üye

    tesekkur ler guzel paylasım
     

Sayfayı Paylaş